SİTE MENÜ

  Anasayfa
 
Vizyonumuz
 
Misyonumuz
 
Etkinlikler
 
Tarihimiz
 
Kadromuz
 
İletişim
 
Atamız
 
Web Ekibi
  Sanal Gazete
 
Üyelik İşlemleri

 YILDIZELİ

  Tarihi
 
Coğrafyası
 
Nüfusu
  Ekonomi
  Sağlik
 
Turizm
  Sosyal Yaşam
 
Eğitim-Öğretim
 
Yıldızeli'nin Gururları

HIZLI ERİŞİM

  Milli Eğitim Bakanlığı
 
MEB-İlsi
s
 
Resmi Gazete
 
Tebliğler Dergisi
 
TC Kimlik Sorgulama
 
Vergi No Sorgulama

 
Emekli Sandığı
 
Sivas Valiliği
 
Sivas Milli Eğitim
 
Yıldızeli Kaymakamlığı
 
Yıldızeli Milli Eğitim
 
Yıldızeli Belediyesi
 
Gazeteler

.: İLÇELERİMİZ :.

   

.: DESTEKLEYENLER :.

     
 

Anasayfa   Vizyonumuz  Misyonumuz   Tarihimiz    Kadromuz

     Yıldızeli'nin Sosyal Hayatı

SOSYAL/KÜLTÜREL HAYAT

DÜĞÜNLER

Dede Korkut hikâyelerinde yüzyıllardır anlatıla gelen düğünlere baktığımızda Anadolu`da özellikle kırsal kesimlerde, düğünlerin özü bakımından pek değişimin yaşanmadığına şahit oluruz.

Dede Korkut hikâyelerinde ve diğer halk hikâyelerinde geçen “tepeleme etler, kaynayan kazanlar, ardı arkası kesilmeyen misafirler, şenlik havasında geçen yarışma ve oyunlar'' yaşadığımız bunca kültür erozyonuna rağmen ayakta kalmayı başarmış geleneklerimizdendir.

Düğünleri bir yörenin mahallî kültür deposu olarak ele aldığımızda karşımıza o yörenin yemekleri, türküleri, manileri, gelenek ve görenekleri, giyim-kuşamı, hatta dinî ve ahlâkî yapısının çıktığını görürüz.

Yıldızeli köylerinin geniş bir coğrafyaya yayılmış olması sebebiyle, elbetteki pek çok bakımdan olduğu gibi düğün âdetleri bakımından da farklılıklar göze çarpar; ama bu farklılıklar, geleneklerin özünden ziyade icra ediliş tarzındadır. Kalın`dan birisi, Kızıllı`daki bir düğünde yabancılık çekmeden eğlenebilir ve düğün âdetlerini yerine getirebilir. Bakırcıoğlu`ndan birisi ise size Yolkaya`daki düğünleri ayrıntılı bir şekilde sunabilir.

YEMEKLER

Beslenme, organik bir süreç olmasının yanı sıra aynı zamanda da kültürel bir olgudur. Farklı toplumların farklı kültürlere sahip oldukları bir gerçektir. Yemek yeme alışkanlıkları da kültürün bir öğesi olması nedeniyle çeşitli toplumlara göre farklılıklar gösterir. Bir insanın ne yediği, coğrafî koşullara bağlı olmakla birlikte onun kültürüne de bağlıdır.

Ülkemizde yemek yeme alışkanlıkları tarihsel olarak, bölgesel olarak; hatta köy, kent gibi yerleşim birimlerine göre de değişiklik gösterir.

Bir tarım ve hayvancılık ülkesi olan yurdumuzda hemen her çeşit sebze ve meyve yetişmektedir. Yemek yapmaya elverişli yabanî otlar yönünden de topraklarımız zengindir.

Hayvancılık, Türklerin tarih başlangıcından beri dayandıkları en önemli ve belki de zaman zaman tek ekonomik temel uğraşısı olmuştur. Buğday ise Türk halkı ekonomisinin ikinci temelini oluşturur.

Türk mutfağının birinci zenginlik sebebi, yukarıda saydığımız yiyecek ve içecek hammaddesi kaynaklarımızın bolluğu ve çeşitliliğidir. Günümüzde Anadolu'da sofra düzenleriyle, pişirme yöntemleriyle, kış için hazırlanan yiyecekleriyle, araç-gereçleriyle ve yemekleriyle zengin bir mutfak kültürü yaşamaktadır.

Yıldızeli yöresi de mutfak kültürü açısından zengin bir ilçedir. İlçeye özgü yemeklerden bazıları şunlardır:

Ekmek Aşı (Ekmâşı): Soğan yağ ile kavrulur, içine kıyma ve bulgurla birlikte su ilave edilir. Kızartılan ekmek dilimleri yemek içine konulur.

Madımak : İlkbaharda kırlarda çok görülen yabanî bir ot olan madımak, toplandıktan sonra çöpleri ayıklanarak yıkanır ve doğranır. Doğranan madımaklar bulgurla karıştırılır, içerisine biraz kemikli et veya pastırma konularak pişirilir. Yemek soğuduktan sonra yoğurtlanarak da yenilebilir.

Su Böreği (Subürâ): Hamur, küçük küçük kareler şeklinde kesilir ve kaynatıldıktan sonra süzülür. Üzerine sarımsaklı yoğurt ve tereyağı dökülür. 

Kelecoş : Kıyma ve soğan yağda kavrulduktan sonra “keş ayranı” ile karıştırılır. Bir müddet ateşte tutulduktan sonra çekilir. Kelecoş, bir kış yemeğidir.

Efelik Sarması (Evelik Sarması ): Geniş yapraklar şeklinde olan efelik otu önce haşlanır. Bulgur, un, tuz, karabiber karıştırılarak harç yapılır ve bu harç efeliklere sarılarak pişirilir. Soğuduktan sonra üzerine sarımsaklı yoğurt ve tereyağı dökülür.

Ayran Çorbası (Gatıhlı Çorba ): Bir kâse yarma, suda haşlanır ve soğutulur. Üzerine yoğurtla birlikte tereyağı ve kavrulmuş nane dökülür.

Mumbar : Baharat ve kıyma ile karıştırılmış olan bulgur, ince bağırsağa doldurulur ve kaynatılır. Haşlama işleminden sonra kızartılır.

Hıngel :Kareler şeklinde kesilmiş hamurların içine kaynatılmış ve ezilmiş patates konularak haşlanır. Haşlama işleminden sonra üzerine bolca tereyağı dökülür. Kesilen hamurlar, boş olarak da pişirilebilir. Boş pişirilen hamur ya yoğurtlanır ya da üzerine çökelek dökülerek yenir.

Bu yemeklerin yanı sıra yöreye özgü birçok çörek ve ekmek çeşidi de vardır: Pağaç, gilik, eşkili, iki yüzlü, karakız katmeri, gagala, gömbe (kömbe), çökelikli, bişi...

 

GİYİM-KUŞAM

Giysi, bir toplumun ve o toplumu oluşturan bireylerin zevklerini, yaşam tarzlarını ve karakterlerini yansıtır. Giysiler, bir toplum içerisinde anlaşma ve uzlaşma biçimidir. Aynı tarz giysileri giyen insanlar arasında toplum düzenini sağlayan gizli bir sözleşme vardır.

Giyim, beğeninin ve dolayısıyla uygarlığı ve ahlâkı etkileyen değerlerin ifadesidir. Toplumu ve devri sembolize eder.

Son yıllarda pek çok alanda olduğu gibi giyim-kuşam alanında da ülkemizde yörelere özgün çeşitlilik giderek kaybolmaktadır. Yıldızeli'nde yöresel giysileri artık dedelerimizin, ninelerimizin veya folklor ekiplerimizin üzerinde görebilmekteyiz.

Yıldızeli yöresinde eskiden erkekler fes veya şapka takar, şalvar ve cepken giyerlermiş. Fes, günümüzde sadece erkekler tarafından kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra –özellikle köylerde- kasket takma geleneği de devam ettirilmektedir.

Yörede eskiden kadınlar, üç etek, şalvar giyer; şal ve önlük takarlarmış. Köylerde hâlâ kadınlar tarlada çalışırlarken şalvar giymekte, madımak toplarken önlük takmaktadırlar. Kadınlar başlarını, “bürük ” denilen yazmayla; genç kızlar ise, “ İstanbul başı ” denilen ve yüzü açıkta bırakacak biçimde örterler.

Köylerde ayakkabı olarak ise çoğunlukla çarıkların yerini lastik veya naylon ayakkabılar almıştır. Lastik ayakkabının parlak ve lüks olan çeşidine “cizlavut” denir.

YILDIZELİ YÖRESİ AĞZINA AİT BAZI KELİME ve SÖYLEYİŞLER*

Aba, abu: Anne

Abo: Bir hayret nidası

Abulobut: Kaba, görgüsüz

Ahdaracah: Sacın üzerinde pişirilen yufkayı döndürmekte kullanılan yassı tahta

Al: Düğünlerde damadın sırtına üçgen şeklinde takılan kırmızı ve pullarla süslenmiş bez

Ala seyfiye: Rastgele

Alaca: Ağaç dallarından ve çıtalardan yapılmış bahçe kapısı

Alacıh (Alaçuh): Bahçe ve bostanlara yapılan küçük, derme çatma kulübe

Alışlanmak: Tutuşmak, yanmak

Âmannamah: Yana yatmak

Angel: Doğuştan hadım olan boğalara verilen ad

Apartuman: Apartman

Âri: Eğri

Aşırma (Aşurma): En büyüğün bir küçüğü olan orta büyüklükte iki kulplu kazan

Azap: Çalıştığı evde kalan ve evin bir çok işiyle birlikte genellikle hayvanlarının bakımıyla ilgilenen işçi

Azuh: Azık.

Badal: Küçük çukur, merdiven

Batal: Büyük

Bayahdan: Az önce

Becek: Bucak, köşe.

Behen: (Kars göçmenlerinin dilinde) Bana

Belinglemek: Çok şaşırmak

Beninen: Benimle.

Beyle, şeyle, eyle: Böyle, şöyle, öyle.

Bezük: Turuncu renk

Bıldır: Geçen yıl

Boyunduruh: İki öküzü yayana sabit tutmaya yarayan, yaklâşık iki metre boyundaki ağaç

Bunaçe: Bu geçe, ırmağın bu tarafı.

Cağ: Uzun ve yontulmamış ağaç parçası

Cağlıh: Eski tip evlerde banyo

Cahal: Cahil.

Cemek(Cemak): Pulluğa bulaşan çamurları temizlemeye yarayan ucu keskin ve yassı olan bir alet

Cılban (Cıblan): Bir tür yaban fiği

Cıncıh: Bilye

Cicik: Meme

Comart:Cömert

Çalhama: Yağı alınmış yoğurdun ayranı

Çamdı (Çamdu): Tavan

Çemkurmek: Havlamak, bağırmak

Çente: Çanta.

Çerlemek: Kabaca ölmek

Çimmek: Yıkanmak

Daal, doğul: Değil

Dâmek: Değmek

Deligannı, delânnı: Delikanlı

Dene: Tane

Dıhız: Çok dar olan

Döşürücü: Köy köy dolaşan dilenci

Dürmeç: Ekmeğin içine bir şeyler konularak silindir biçiminde sarılmış şekli, dürüm

Eccük: Azıcık

Ellaham : “Allah u a'lem”den galat, Allah bilir.

Eme: Hala, babanın kız kardeşi

Essah: Sahi, gerçek

Fetil: Yufkadan biraz kalın olarak yapılan sac ekmeği

Fıhramak: Ekşimek

Galguç: Havuç, çiğdem gibi şeyleri sökmeye yarayan ucu sivri değnek

Gamga: Ağaç yongası ya da kabuğu

Gapçuh: Buğdayı yıkadıktan sonra arta kalan saman

Garametli: Çilekeş, cefakâr

Gaspanek: Kasten, bilerek

Gaşmah: Kaçmak

Gater: kadar

Gatıh, çalhama: Ayran

Gelengü: Gelincik

Gıdalah: Bir çeşit çocuk oyunu, bu oyunda kullanılan yassı taş. (Yine bu oyunda kullanılan yumurta şeklindeki taşa da “fodalah” denir.)

Gıdıh: Çene

Gılavlamah: Tırpanı masatla keskinleştirmek

Gıllım gaga: Sopalarla oynana bir tür çoban oyunu.

Go: Kadınlara seslenmek için kullanılan bir tür nida

Gozer: Kalburdan daha büyük olan bir tür eleme aracı

Gugü: Karamuk denilen çalı şeklindeki bir ağacın meyvesi

Hakkat: Hakikat

Heçik: Evin tavanına atılan kalın ağaç

Hekmet: Hikmet

Helik: Orta büyüklükteki tezek, küçük taş parçası

Heri: Herif, kişi

Hezan: İri yarı.

Horuz: Horoz.

Hökumet: Hükümet

Ilınçah: Beşik

Ilışlamak: Sıcak suyla soğuk suyu karıştırmak, ılıştırmak.

Isıcah: Sıcak.

İdare: Gaz lambası

İğeşmek: Kendisine ait olan bir işi başkasına yaptırmak istemek

İlazım: Lazım

Kendilemek: Kin gütmek

Keşik: Sıra

Kışkırlemek: Köpeği, birinin üzerine salmak.

Köm: Toplu.

Kösnü: Köstebek

Kurün: Hayvanların yem yedikleri ve su içtikleri yer

Kusmuk: Yumruk

Kuşüm: Endişe

Lehlemek: Çok yorulmak

Mâde: Başka, diğer. “Bundan mâde: bundan başka”

Mahat: Evlerde duvar kenarlarına oturmak için tahtadan yapılmış yer.

Mane vermek: Kusur aramak

Mengurde: Büyükbaş hayvanları bağlamak için ağaçtan yapılmış “U” biçimindeki alet

Mıncımah: Cıvımak

Nazlım: Uysal.

Nazlım: Yaramaz olmayan

Neyce: Çok iyi

Nörüyon: Ne yapıyorsun, nasılsın?

Oğürsemek: İneklerin boğaya gelmesi

Onart: Düz, ön

Öhlez: Cılız, korkak

Ötâçe: Öte geçe, ırmağın diğer tarafı.

Ötânner: Geçen gün

Öynük: Önlük

Pağ: Ören yeri

Pahıl: Cimri

Partal: Mübalağa, abartı.

Pıskırmah: Hapşırmak

Pinlik, pinnik: Kümes

Pöçük: Kenar

Puhari: Baca

Punar: Pınar, çeşme

Pürçekli: Havuç

Salahana: Aylak aylak gezen, Başıboş dolaşan

Sekumeç: Sek sek oyunu.

Seten: Bulgur döğme taşı

Sinen bidik: Saklambaç

Soharıç: Yemek sosu

Suğumah: Somurtmak

Suğumak: Somurtmak

Süflü: Perişan

Sümsüm: Sümsük, uyuşuk

Süyüm: Göz kararı uzunlukta alınan ve iğneye takılan iplik

Şeremet: Hızlı, çabuk

Tavatir: Tevatür, yaygın söylenti

Tezmek: Kaçmak

Tısga: Soğan tohumu

Tohaç: Çamaşır yıkarken çamaşırları dövmeye yarayan tahta alet

Tump: Tarla sınırı

Tusmah: Eğilmek

Umsunuh: Umulan bir şeyin olmaması sonucu düşülen umutsuzluk hali

Üçün, üçür: İçin

Üvendere: Ucunda “modul” denilen bir çivi bulunan ve öküzlere yön vermek için kullanılan uzun sırık

Vargel: Kilim dokumada kullanılan bir alet

Yağarn: Sırt

Yeğni: Hafif

Yozucu: Düğünlerde düğüncülerin geleceğini kız evine haber veren kimse

Yuha: 1-Yufka 2- Sığ

Yunmak: Yıkanmak

Yüzünguylu: Aşağıya doğru

Zahar ki: Belli ki, herhalde

Zelve: Öküzleri bağlamaya yarayan ağaç ya da demirden yapılan alet

Zılgar: Devamlı gezen

Zopa: Sopa

Yıldızeli Kaymakamlığı web sayfasından alıntıdır.  http://www.yildizeli.gov.tr/

 

 

       Sitemiz "emtuef" tarafından dizayn edilmektedir. ©2006